
Sesini duyuyorum,
/hoş geldin
Ama önce bir kapı lazım bize
Varabilmek için dışarıdakilerin de
Düşüncelerine.
Descartes’in “Düşünüyorum öyleyse varım.” önermesine karşın ben, “Düşünüyorum öyleyse yazarım.” diyorum. Düşünmenin sisli bulutları arasında var olmak yetmiyor artık. Varlığını perçinlemek, derdini net olarak anlatabilmek ve iletişim kurabilmek için yazmak ve zamanın bir mührü olmak bizi düşünce söylemlerinden bir adım ileriye taşıyabileceğini biliyorum.
Bir yazarın belki de duygularının gün yüzüne vurmuş en anlaşılır hali yazdıklarındadır. Onun kelimelerle içindeki yoğun duyguları anlama çabası aslında bazı gerçekleri netleştirmek istemesindendir . Bu nedenle yazmak eylemi bende bir netliği ifade ederken konuşmak ve düşünmekse belirsizliğe bir açık kapı bırakmıştır. Yazmak, anlamın ve anlaşılır olmanın kapısıdır . Belirsizliği bilmek, düşüncede neler olup bittiğini anlayabilmek için o kapının açılması lazımdır. Kapının ardındaki sesi duymak yetmez bilmek için. Yazmak bu nedeniyle kapısıdır düşüncenin.
Bir şair, ne kadar az kelime kullanarak şiir yazmaya çalışsa da bir romancı, detaylıca romanın konusunu anlatsa da bir hikaye yazarı anlatacaklarının vurucu noktalarını ele alsa da yapmak istedikleri zih inlerindeki belirsizliklerini net/anlaşılır şekliyle ortaya koymak tır. Bir duruş sergilemek, bir çözümleme yapmak, bir cevap bulmak, bir soru oluşturmak gibi birçok durumu ortaya koyma gayretinde olurlar. Bazen yapamasalar da istediklerini tek gaye dertlerini en net şekilde anlatarak anlaşılabilmektir.
Her düşünce yazıya dönük değildir elbette. Düşünmek ve konuşmak yazmayı değil Descartes’in dediği gibi var olmayı zorunlu kılar. Yazmak bir başka evrenidir insanın. İyi düşünen ve iyi konuşan, iyi yazar ya da tersi durumda böyledir diye bir kesinlik yoktur. Konuşmanın çoğu zaman anlatamadığı veya anlatmakta yetersiz kaldığı durum onu yazmanın netliği karşısında flu yapar. Konuyu toplumun kültürel tarihi ile ilgili bir örnekle izahı, belki beni daha iyi anlamanızı sağlar:
Yazının bulunması sembollerle kurulan sosyal ve ekonomik ilişkilerde yeterli kalmadığı zaman bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır. Bir ticari ilişkiyi netleştirmek için en ideal aracın kayıt altına alınmış bir imza olması da toplumda oluşan sembol kargaşasının önüne geçerek evrimsel ilerlemeye sahiptir .
Konuşma ile aktarılan örf ve âdetin, gelenek ve göreneğin zaman geçtikçe nasıl yoruma açık halde değiştiğinin belki de en manalı örneği toplumun çoğunluğunu etkileyen dinler olmuştur. Dinlerin dahi dilden dile nasıl değişiklikler geçirdiği ve kişinin
yoruma açık aktarma durumu onu karmaşaya, belirsizliğe kısacası “flu” bir halin nedenleriyle olumsuz etkilere sürüklenmesinin durumu tarihçiler tarafından sıkça tartışılan, araştırma içeren bir konu halini almıştır. Ancak nihai olarak kitaplaşan bir din “netlik” olarak kendini korumayı başarabilmiştir.
Yazmanın netliği karşısında düşünmenin ve konuşmanın kapıları “flu” kalacaktır.