Ateşin Çağrısı

Yazar Hakkında: Rukiye TÜZEL

Aşk Bahçeleri

Bildiğini BİLME!B ilmediğini BİL! Tapduk Emre İnsanoğlu doğru bildiği yanlışlarla koskoca bir...
Devamını Oku

Günümüz insanının en büyük sorunudur eylemsizlik…  Herkes yorgun, bitkin, çaresiz. Yediden yetmişe herkesin psikolojisi bozuktur ya da her an bozulmaya çok müsait !  Ne bireysel olarak ne toplumsal olarak içinde bulunduğumuz durumdan çıkmak, bir çözüm bulmak için çaba sarfederiz. Sadece şikayet ederiz. Çünkü kolaycıyız; kolayı severiz. Odak noktamız da hep olumsuzdur, ne kadar da bahtsızızdır, bir insanın başına gelebilecek en kötü şey de zaten gelip bizi bulmuştur, doğal olarak yapacak bir şey de yoktur. Bunların hepsi sadece yanılsamadan ibaret. Kadim bilgiler evrende her şeyin elementlerden oluştuğunu söyler. İnsan da evrenin küçük bir yansımasıdır. Dolayısıyla insan da elementlerden oluşur. İçinde küçük bir galaksi barındırır. Bizim bu eylemsizliğimizin, bozuk psikolojimizin en büyük sorumlusu ateş elementidir. Ateş; insan tabiatındaki acizliğin de üstünlüğün de sembolüdür. Eksikliği de fazlalığı da yakar kavurur insanı, rahat vermez.

Dört element; ateş, hava, su, toprak; Astrolojinin de temel taşlarıdır ve burçların karakterlerini, mizacını tanımlarken kullanılır. Doğum haritasının bütünündeki elementlerin dengesi, haritanın temel mimarisini oluşturur. Yunan felsefesi de dört element doktrinine dayanır. Ahlak (Ateş), Estetik ve Ruh (Su), Akıl (Hava), Fiziksel her şey (Toprak). Dört elementin bütününe yaşamsal enerji “Prana”  denir. İnsanın bu hayattaki varoluş amacı da en iyi versiyonuna ulaşmaktır. Çünkü yaşam enerjimiz elementlere ve onların dengesine bağlıdır. Denge bizi en iyi versiyonumuza götürecek olan anahtardır. Elementler dünyası sırlarla doludur. Kadim öğretilerde verilen bilgiler, bizim idrak sınırlarımızın ötesindedir. Bizim için önemli olan prensiplerini bilmek ve bunları günlük hayatta kullanabilmektir. Mevlana’ nın “Uykuda şu dört element çarmıhından kurtulurum; şu daracık yerden can yaylasına sıçrarım.” Sözü, elementlerin gizemli dünyasını ve çok eski zamanlarda bile insanların bu sırlara vakıf olduğunu gözler önüne sermektedir.

Ateş; ışığı, aydınlanmayı, ilahi olanı simgelediği gibi yakıp yıkıp yok etmeyi de simgeler. Ateş insanın içini ısıtır  ama yaklaştığınızda da yakar kavurur ve fazlası da yorucu, itici, hırslı bir kimliğe bürünmeye sürükler insanı. Kişi inatçı, öfkeli, saldırgan, yenilgiyi kabul etmeyen ve kendi kendini yiyip bitiren biri olur çıkar. Bu belki de ateş elementinin doğasındandır bilinmez. İlk çağlarda ateşin yıldırım düşmesiyle keşfedildiği ve bu sebeple oluşan yangınların dünyadaki tek ateş kaynağı olduğu söylenmektedir.  Tıpkı doğada yıldırım düşmesiyle oluşan yangınların tahrip edici yanı gibi, ateş elementinin fazla olmasının da insan bedeninde yok edici, ruhsal ve bedensel çöküşe götüren bir tarafı vardır. Dan Brown, “Doğru ellerde ateş aydınlanma sağlayabilir; ama yanlış ellere geçtiğinde ateş yıkıcı olabilir.” demiş.  Belki de bazıları farkında olmadan bu yıkımın, bu buhranların içinde hayatını devam ettirebilme savaşı veriyor. Acaba biz de eyleme geçmek için hayatlarımıza yıldırım düşmesini mi bekliyoruz? Beklemeyenler ve bu savaştan, çaresizlikten kurtulmak isteyenler için “Ateş elementi nasıl yükseltilir, nasıl eyleme geçilir? ‘’derseniz, en keyifli kısmı burası : Ruha iyi gelen şeyler yapılır. İlk görev; kendini sev ve dinle, önce kendini düşün. İkinci görev “Hayır”  diyebilmeyi öğren. Üçüncü görev günlük en az bir saatini kendine ayır. Kitap okumak, müzik dinlemek, film izlemek, uyumak, doğada vakit geçirmek, yoga, meditasyon, ya da spor yapmak mesela…  Sınır yok, kural yok.  İçinizden geldiği gibi sizi en iyi hissettirecek, size en iyi gelecek neyse onu yapmak…

Aslında bizler  mükemmel olarak yaratılmış ve her şeyin en iyisini hak eden canlılarız. Kadim öğretilerde der ki; sahip olma potansiyelimiz de var. Tapınaklarda ateş mutlaka bulunur  ve sönmemesi için çaba sarf edilirdi. Çünkü, ateşin kötü ruhlardan koruduğuna inanılırdı. Bizim de hayatımızdaki ateşi söndürmemek için minicik farkındalıklara, dokunuşlara ihtiyacımız var. Mevlana’nın da dediği gibi  “Işık saçmak için önce yanmak gerekir.” Olumsuzluk, yorgunluk, yılgınlık,çaresizlik, kötü karakter özellikleri yok, sadece dengelenmesi gereken elementler , öğrenilmesi gereken evrenin gizemleri ve bedenin esrarengiz sistemleri var… O zaman eylem vakti! Değişin, dönüşün, hayatı kolaylaştırın… Yaşam; sizin çekim alanınıza girsin ve size de sadece muhteşem bir rahatlıkla keyfinize bakmak kalsın…

Yazar Hakkında: Rukiye TÜZEL

Aşk Bahçeleri

Bildiğini BİLME!B ilmediğini BİL! Tapduk Emre İnsanoğlu doğru bildiği yanlışlarla koskoca bir...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir