Cimrisin Sen Lucifer!

Yazar Hakkında: Gül AYYILDIZ

Zamanın Kumları Üzerindeki Ayak İzleri

“Kış ortasında içimde mağlup edilemez bir yaz olduğunu fark ettim.” derken her...
Devamını Oku

Bir çok ölümcül hastalıkla uğraşırken tıp dünyası, cimrilikti Lucifer’in baş belası hastalığı. Bu teşhisi onu tanıyan herkes, doktor diplomasına gerek duymadan,  rahatça verebilirdi, bir tek kendisi bu illetin hiç mi hiç farkında değildi.
Her insanın göz retinası, yürüyüşü, parmak izi, sesi ya da tüm ruh özellikleri nasıl kendine özelse Lucifer’in cimriliği de orjinal mi orjinaldi. Kocaman bir evde yaşardı, lüks bir araba kullanırdı, duvarına astığı bir tabloya bir ailenin aylık geçim parası kadarını gözünü kırpmadan verebilirdi. Hele o Hindistan’dan getirttiği ipek perdeleri. Kimbilir kaç para ödemişti, tahmin edilemezdi. Gelgelelim kendine bile bir kahve alırken eli titrerdi. Bütün bir günü onunla geçirdiğinde anlardın aç aç gezdiğini. Üstelik kaç kere ona jest yapıp yiyecek, içecek ısmarlarsan ısmarla böyle bir inceliğin iadesi asla onda mümkün değildi. Beyninin ya da yüreğinin o kısmı pas tutmuştu sanki. Başkasından kopardığını kar bellerdi. Bir başkasına fark etmeden bile bir faydası dokunsa, hele parası pulu geçse yatak döşek hastanelik olacak kadar cimriliği kanser hücreleri gibi istila etmişti benliğini, bedenini… Hele bir başkasını cimrilikle suçlayan hallerine katlanmanız için iki tek atmanız bile gerekebilirdi. Kendisinin bu özelliğiyle tanışan insanı acayip bir sinir gerilimine sürüklerdi. Hele o bedava verilen ürünleri almak için sıra beklerken yüzündeki keyif hali insanı çileden çıkarmaya yeterdi de artardı bile. Gittiği davetlerde tıka basa yemeden önce eve götüreceği yiyecek paketini hazırlamadan katiyen rahat edemezdi. Bu durumu anlamaya çalışan bir çift gözle de buluşunca hemen orada uydurduğu bir hikayeyle kendini aklamayı denerdi. O kadar da onuruna meraklı yani. Dedim ya Lucifer’di o, kendisi gibi cimriliği de garipti!
Bir keresinde onun vesilesiyle doğal tavuk besiciliği yapan bir arkadaşından çiftlik yumurtası ısmarladım. Tam kendime şöyle bol tereyağlı yumurta yapıp vücuduma protein şöleni yaşatacakken bir de ne göreyim? Lucifer, ısmarladığım çiftlik yumurtalarıyla daha ucuz olan market yumurtalarını değiştirmiş. Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Bu kadarı için de yok artık canım dedim. Tabii bunu nasıl anladın diyeceksin haliyle? Çünkü bizim burada market yumurtalarının hepsinin üzerine markasını gösteren damga vurulur. Cimriliğe çalışan beynin biraz da ayrıntıları hesaplayabilseydi keşke Lucifer. Bedava mezar bulsan, atlayacaksın düşünmeden! Hakkat mezar demişken. Bir gün ortak tanıdığımız ve çok sevdiğimiz bir ablamızı ani bir kalp kriziyle kaybettik. Ölüm hep bilinen bir gerçek ama insanın yakınındaki birinin sessizce hayatından çekilip gitmesi soğuk duş etkisi yaratır, insanın kalbini daha bir yumuşatır, hayatı daha bir sorgulatır ya, bu durumda dahi Lucifer ne yaptı dersiniz? Giyime, kuşama, takıp takıştırmaya meraklı merhumun tüm kişisel eşyalarını fakir fukaraya dağıtırım diye ahbaplığı da olan yakınlarından almış, onları ikinci el internet sitelerinden satışa çıkartmış. Tesadüfen bir internet sitesinde gezinirken merhumun kafasından çıkarmadığı ve sadece onda görebileceğiniz özellikteki markalı şapkaya takıldı gözlerim. Sonra satıcının bilgilerine bir baktım. Tabii ki kolayca tahmin edebileceğiniz üzere bizim Lucifer. O kadar dellendim ki, kalbim çarptı, boğazım kurudu, midem kasıldı dikilip karşısına: yahu ölüm kesin Lucifer o tarafa hiç bir şey götüremeyeceğin de kesin! Bu kadar malın-mülkün tadını sen çıkaramazsan, çoluğun çocuğun da yok arkandan mutlaka biri yiyecek, üstelik de dua değil, küfür edecek. Bak geçmişsin orta yaşları bile çoktan. Allah vermiş. Ye iç, şükret, muhtaca da yardım et. Almanın değil vermenin de güzelliğini keşfet. Başkasının mal-mülk hesabı yerine, kendi sahip olduklarını fark et. Rahmetli ananemin dediği gibi: “Elin çoğundansa, kendinin azına kanaat et.” Malın kölesi değil, bırak mal senin kölen olsun. Daha bir dolu cimrilikle ilgili felsefe yapmak istedim. Tabii bu içimden geçenleri dannn diye değil daha zarif kelimelerle giyinmiş halleriyle dışa vurmaktı niyetim. Ama daha önceki sayısız söylemlerimde olduğu gibi Lucifer bunları duyunca her zaman olduğu gibi göz kapaklarını hızlı hızlı kırpıştıracak, sağ kaşının hemen altındaki yeşil ve belirgin damarı atmaya başlayacak, yüzü arsız bir çocuğun edasını alacak ve bir bahane uydurup yanımdan bir şekilde sıvışacaktı.
Yaa senin bu cimrilik belasının çirkinliğini gördükçe sahip olduğum her şeyi dağıtmak geliyor Lucifer. Yakamı paçamı yırtmak geliyor. Kendimi dağlara vurmak geliyor. Dikilip tıp dünyasının karşısına bulun şu kadının cimriliğine çare, yapın bir ilaç, yazın günde üç tane tok karnına diye üzerine. Ya da bu işin psikolojik boyutu da var diyen ruh bilimciler alın şu kadını 50’şer dakikalık değil, saatler süren haftada beş gün terapilere. Yoksa o değil ben öleceğim ya da kafayı yiyeceğim bu meret cimrilik yüzünden!
Tabii bunların hepsini Lucifer’in cimriliği metastas yaptığı anlarda kendimi rahatlatmak adına söylendim, köre işaretlerin, sağıra sözcüklerin anlamsızlığını deneyimlemenin çaresizliğiyle. Psikolojik bilgilerimin de önerisiyle koydum aramıza soğuk bir mesafe. Daldım bir deve kuşu misali kendi hallerime. Bir gün bir düğünde karşılaştım kendisiyle, bir gün bir yürüyüşte, bir gün de sosyal medyadaki bir resimde. Görüşme süreleri uzadıkça da aramızdaki pamuk ipligi bağ koptu zamanla.
Görüşmediğimiz uzunca zamanın ardından bir gün bir sosyal medyada rastladım Lucifer’e: bu sefer cimriliği ile değil, ölüm haberiyle. Varlığından bile haberdar olmadığım bir İtalyan sevgilisiyle, üstelik de İtalya’da o büyüleyici Positano’da bir akşam üstü yürüyüşünde ayağı kaymış ve uçurumdan yuvarlanmış. Tam 21 saat sonra ulaşabilmişler cesedine. Dondum, öylece kaldım! Yakın bir akrabasından hiç bahsetmediği için onu hayatta hep yalnız sanmıştım. Öyleymiş de meğer. Cenaze konusunda yakın aile bireyleri tarafından talep olmayınca sevgilisinin talebiyle de İtalya’da bir cenaze merasimi dahi olmadan gömmüşler kendisini.
Ahh Lucifer, sağlam basamadığımız ufacık bir an kırıntısında dahi hayatımız sonlanabilecekken neydi bu çektiğin meret cimrilik yüzünden?

Yazar Hakkında: Gül AYYILDIZ

Zamanın Kumları Üzerindeki Ayak İzleri

“Kış ortasında içimde mağlup edilemez bir yaz olduğunu fark ettim.” derken her...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir