
Işığın bile kaçamadığı kara delikleri vardır kimilerinin.
Yaşadıkça
Ya da hatırladıkça
Zamanın yavaşladığı kara delikleri.
Binlerce ışık yılı uzaktan seyrettiğiniz
Gitmediğiniz
Ama uzaktan,
Sık sık
Ve samimiyetsizce
bahsettiğiniz…
“r_s = \frac{2GM}{c^2}”
…
Bir Delinin Not Defterinden
Alıntı
Sonunda hayat eğilip kulağıma fısıldamıştı benim de
“Merhaba.”
Zamanın başlangıcıydı işte.
Skorbordda 1, 3, 5, 7, 9 ve sonrası yaşlar;
Şiddetli sevmeler, hayal kırıklıkları, sınırsız sevinçler ve üzüntüler
Zamanımın başlangıcı hatta mukaddimesiydi.
Her şey ne de güzeldi üstelik ve henüz çok yeni.
Alelade sayılabilecek iyiliklerim vardı
Ve sayılmaya değmeyecek kötülüklerim
Düştüm, eğlendim, ağladım kalktım, çok aldırmadım.
Zaten bir şey de anlamadım.
Çocuktum.
Kavak yapraklarının rüzgârda çıkardıkları sesi mutluluğa yamayan bir çocuk…
Beş taş oynamayı ilk öğrendiğim zamanı hatırlıyorum
Benden çok da büyük olmayan teyzelerimden mesela
Seksenlerin şiddetli arabesk
ve vatkalı ambiyansında
Gittikçe büyüyen küçük evrenim delice globalleşen dünyadan daha hızlı ve enerjikti
Yükseliyordum,
Hayatın avucundan çıkıp ara sıra
Diğer dördünden daha hacimli ve renkli 5. taş misali
Ya da ben öyle sanıyordum.
Yükseldikçe kendime geliyor, 5. taşlığa dönüveriyordum her seferinde
Bir de annemin sesi vardı tabi
Memleketimin yaz rüzgârlarının yemyeşil sesinden başka
Aksetmeye devam eden kulaklarımda
Yıllarca
Seksenler sanki Civil Irmağı’nın yatağında binlerce yıl yoğurula yoğurula köşeleri kaybolmuş renkli ve parlak çakıl taşlarına benziyordu.
Hani avucuna alsan hoş bir his bırakacak kadar pürüzsüz.
Albenili
Merak uyandıran
Kadifemsi…
“Bizden önce geçmiş zamanları düşün
Bizim için onlar yokmuş gibidir”
Lucretius
…
Delta t’ = \frac{\Delta t}{\sqrt{1 – \frac{v^2}{c^2}}}
Muntazam ve şaşmaz bir şekilde takip ederdi kendini zaman, ancak dikkat edildiğinde anlaşılabilirdi söyledikleri.
Dut ağacında sallandığım salıncakta örneğin,
öne ve arkaya, hem aşağı yukarı.
Bazen öylece oturduğumda sadece, hareket etmesem de bir var oluş içerisinde olduğumu fısıldıyordu kulaklarıma hayat!
Tıpkı sallanırken yaptığı gibi. Var olabilmek de bir eylem, bir devinimse
Bir var oluş bildiriyordum işte sürekli,
Bir imlem!
Evet kulağıma söylenenleri duyabiliyordum
Apaçık, çırılçıplak biriktiriyordu beni zaman,
Ve çocukluğumu.
Hırslı bir tüccar edasıyla, boyuna, her lahza.
Yaşam aslında andan ibaretti ve yaşamı nasıl da uzatıp bereketlendiriyordu kimi için.
Art arda sıralayınca
Hele bir de çocukluğu aşınca
Tanklarca vurulmayınca mesela.
Soykırımlardan kaçınca
Büyüyünce çocuklar
Adam olunca…
İzafiyetle tanıştım çok geçmeden. Tanımlayamadığım, tanıyamadığım bir şeydi bu önce.
Zaman uzuyor ya da kısalıyordu.
Emindim.
Ve yemin edebilirdim.
Doksanlar ne demek öğrenmeye başladığımda başındaydım.
Yaşamak;
Harun beni affet diyordu,
Ferdi hoşçakal.
Tekerlek üzeri uzun yol yolculuklarında.
Fısıltılar yükselmeye, düğümler çözülmeye başlamıştı.
Doksan beşten sonrası başka bir konu;
Kırk beş yıl geçti bu denizde
Ne Harun kaldı, ne Ferdi
Pupasında bu teknenin
Ne de masumiyet
Şimdi yaşayabileceğimiz
Bir tek izafiyet
Yalnız izafiyet
O da seversen yol aldığın maviliği
Ya da daha doğrusu
O mavilik severse seni…
Evet, kendi izafiyeti var herkesin
Yaşamın kulağımıza fısıldamaya başladığından bu yana
Önce uzun
Sonrasında kısa
Bu yüzden, tam da bu yüzden
Sizden çok yaşadım.
Ve sizden biri gibi gezinirim aranızda
Bin yıldır!
Söyleyin şimdi
Kim deli?
“Ne Harun kaldı, ne Ferdi, …ne de Masumiyet”, ne kadar doğru, ne kadar gerçek. Ne geçen günleri sayabildik, ne de yașanan o güzel anları zamanında idrak edebildik. Ne çabuk geçti herşey. “Göz açıp kapayınca kadar” ne kadar haklı..
Bir varmış bir yokmuş gibi masalımsı hayat..
Yine güzel bir çalışma, güzel bir paylaşım yazarımızdan.. Teşekkürler.