Masa (2)

Yazar Hakkında: İhsan KUTLU

Belirsizlik ve Sıfır Noktası

Belirsizlik üzerine konuşmak oldukça güç. Herkes sıfır noktasını arıyor. “Buldum”, diyen kahramanca...
Devamını Oku

Masanın “ne”liğini tartışıyorduk, diyerek derse başladı hoca. Öncelikle derdinin masa olmadığını belirtti. Masayla ya da masalarla bir alıp veremediği yoktu hocanın. Onun tek istediği öğrencilerin zihinlerini yaşadığımız dünyanın kırılganlığıyla tanıştırmaktı. Masa sadece o anki örnekti. Masanın yerine pek çok şey gelebilirdi.

Ayak sayısına ve işlevselliğine göre tanımlanamadığı açıktı masanın. Önceki ders gelen diğer tanımlama önerilerini hatırlatarak konuşmaya devam edildi. “Ahşap ya da demirden masa” demiştiniz, dedi ve şöyle devam etti: “Peki cam masalar ne olacak? Ya da plastik masalar? Eğer tanımlamanızı üretimin yapıldığı hammadde üzerinden yaparsanız her durumda her maddenin hammaddesini belirtmeniz mi gerekecek? O halde bu, önü alınamaz bir duruma yol açar. Yani malzeme çeşidi bu konuda bize pek yardımcı olamadı maalesef.”

Gerçekten de öyleydi. Malzeme çeşidi kadar tanımlama mı yapacaktık? Bu çok kullanışlı gelmedi öğrencilere. Masanın “ne”liğiyle ilgili söylediklerini hoca hatırlatarak devam etti: “Farklı boylarda, farklı renklerde” masalar. Yani masanın nitelikleriyle masayı tanımlamaya çalışıyorladı öğrenciler. Ama çok geçmeden bunların da geçerli argümanlar olmadığını anlamışlardı zaten. Küçüklük ya da büyüklük, sarılık ya da kahverengilik bir masayı masa yapan şeyler olamazdı zira.

Sonrasında Haydar Hoca işleri biraz daha zorlaştırmak adına yazı tahtasına bir masa resmi çizdi ve sordu: “Peki bu nedir?”. Öğrenciler afallamıştı ve farklı sesler yükseliyordu kendi aralarında:  “Bu bir masadır”, “Bu bir masa resmidir”, “Bu bir mürekkep lekesidir”, “Bu hiçbir şeydir”, “Bu masanın taklididir”. Hoca, sınıftaki homurdanmalardan duyduğu memnuniyeti yüzüne yansıtarak sınıfa “Sakin olun arkadaşlar. Ben amacıma ulaşıp ulaşamadığımı anlamak üzere küçük bir test yaptım”, dedi. Sınıftaki farkındalığın yavaş yavaş gelişmeye başladığını görmek hocayı heveslendirmişti. O an aklına gelmişken de,  belki okurlar diye, “Bu Bir Pipo Değildir” kitabını tavsiye etti.

Dersin bitmesine az bir süre kalmıştı. Bu kez de hoca tahtaya “M – A – S – A” yazdı. Öğrenciler az önce masa resmiyle yaşadıkları şoku tekrar yaşadı. Bir taraftan hocadan bir şeyler duymak ümidindeydiler ancak hoca ısrarla son noktayı koymuyordu. Öğrencinin o güne kadar aldığı şey hep öğretmenin derse gelip, konuyu anlatıp, bilgi verip gitmesiydi. Bu tarza pek alışık değillerdi. Kafaları, zihinleri kurcalanıyordu ve bu durumdan rahatsızlık hissedenler, zihin konforları bozulanlar huzursuzluklarını gidermek için bundan sonra cevaplara değil sorulara yöneliyordu. Her sorunun esasen bir cevap olduğunu gördükçe esas meselenin ezbere bilinen cevaplar değil; nitelik içeren sorular olduğunu anlamaya başlamışlardı.

Masa, masumca bir köşede duruyordu. Ama öğrencilerin gözünde o masa eski masa değildi. Bir sorun yumağıydı. Öğrencilerden biri hocanın sormak için erken bulduğu bir soruyu sordu dersin sonunda: “Peki hocam, biz insanlar nasıl anlaşabiliyoruz? Yani benim masa dediğim şey ile sizin masa diye anladığınız şey arasında nasıl bir bağlantı kurulabilir?” Hoca, bu sorunun derin ve cevaplaması zor bir soru olduğunu belirttikten sonra adeti olduğu üzere sorulara tablet cevaplar vermekten kaçınarak “Onu bir sonraki ders konuşalım” diyip dersi sonlandırdı.

Yazar Hakkında: İhsan KUTLU

Belirsizlik ve Sıfır Noktası

Belirsizlik üzerine konuşmak oldukça güç. Herkes sıfır noktasını arıyor. “Buldum”, diyen kahramanca...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir