
Önce ölü sularla kuşatıldı insanlık. Fark etmedik. Nice mavi denizler, turkuaz gür nehirler varken yağmurdan yardım uman bir haldeyiz artık. Oysa içimizdeydi yangın ve hiç bir şey kalmayana kadar yanmıştık.
Boşa aktı bütün sular. Ne sesi, ne rengi kaldı sarıbalık avladığımız ırmakların. Kurudular. Nehirler gibi unuttuk coşkun ve taşkın akmayı. Aldandık, uyuduk ve uyduk! Nice nesiller geçti de bir mıh gibi durur akın akın kuyrukları bağlı atlarımızın izleri. Şimdi saf kötülükle imtihandaysak ve yanıyorsak her yanda orman orman, ağaç ağaç, dal dal;
Unuttuk!
Biraz da bundan.
Yangınlarla tutuşturuldu her bir yan ve şeytan gaflet içinde bir sükûnet çağırıcısıydı içimizde farklı suretlerle yaşayan. Anbean üflemekteydi ensemize,
“Sana ne!
Bize ne!”
Çocuklarımız yandı önce
Geçmişimiz, geleceğimiz
Yandı her şeyimiz
İnancımız yandı
Ve iyiliğe olan itibarımız
Söndürme uçaklarının da kâr etmediği yangınlarda
Yanmaktayız
Bir kaç satır, birkaç dizeyle ne söndürülebilirse
Bir bardak su
Bir dilim ekmekle
Tüm bunların üzerine
Ne söylenebilirse işte
Gazzeli çocukların dehşetle bakan
Ve her an bir bir kapanan
Açlıktan çukurlaşmış gözlerine
Mevzu su
Mevzu insanlık ise
Ve bir damla sudan ise insan…