Beyaz Şiir

Yazar Hakkında: Pencere Dergi Arşiv

Unutuluşun Çöplüğü

Gözlerinde bir yabancı vardı şimdi. Kırk beş yıl boyunca her gün baktığı,...
Devamını Oku

Düşünceden ışık yapmak mümkün mü? Bu sorunun gücü ve güçlüğü ile düşüncelere dalmış beklemekteyim. Bir soruya cevap arayan, benim gibi ışığa kavuşmak için değişimler geçirmesi gereken insanlarla dolu etrafım, biliyorum. Bilmek ve bulmak ışığı yetmiyor. Işık, iki yüzü olan gerçekliği ile sunuyor kendini. Bir yüzü saf beyaz diğer yüzü o beyazdan doğan yedi renk. Bir karşı cephe var onunla aramızda duran. Bir korku, bir yalnızlık, bir yılmışlık içinde bekleyen karanlık cephe… Var olmanın getireceği bu savaş kırılımlara gebe. Var olmak, yaralanmak, kopup gitmek özünden varmak, başka özlerin tadına büyümek; us dolmak demek. Kırılım ile seçtiğin renk için kabul görmek beklentisi yoruyor ve o zamana dek mücadele içinde elde ettiğin renk bozulmaya, gitgide çamurlaşmaya başlıyor. Ben buna “kuşkulu aydınlık” diyorum. Kendi aydınlığından kuşku duymak aslında seni gitgide karanlığına çekiyor. Böyle başlıyor ışığının azalması ve silikleşmen. Bilinç aydınlığı yaşamış ve üstüne başına saf ışıktan bir rengi geçirmiş biri için, karanlığa meydan okuması kolay olabilir; güçlüdür çünkü o, ışığını koruyarak benliğini savunmasını bilir.

Ancak karanlıktan ışığa çıkmak için çabalayan birinin doğarak görülür olması ona, daha fazla sancı, acı ve kayıpları olan bir süreç getirir. Işığa kavuşmanın değil, onun varlığını hissedip de keşfedememenin zorluğu, yalnızlığı ve bilince çıkamamanın korkusu içinde ölü doğumlarını yaşar defalarca. Tanıyorum bu nedenle ben onları. Bu nedenle soluklarında hissediyorum kendimi ve bir görev ediniyorum, düşünceden ışık yapmanın görevini.

İçinden çıkamadığı sorularla yorulan, yoğrulan insanlara bir ışık demeti olmanın hazzını anlatmak mümkün değil. Bildiğim bir şey var ki o da bir tek sanatın bu görevi yerine getireceğidir. Hatta iddialı konuşmak gerekirse şiirin, sanat dalları içinde başı çekeceğini düşünüyorum. Neden şiir? İçinde, için için ışık yakandır ve yanandır şiir. Nereden mi biliyorum bunu? Işığını savunmuş, korumuş ve saf duygu aydınlığını çevresine dağıtmış şairlerden biliyorum bunu. Onlardan biri olan Edip Cansever, bakın bir karanfilden nasıl ışık yapıyor:

“Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte

Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel

O başkası yok mu? bir yanındakine veriyor

Derken karanfil elden ele..

Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle 

Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil

Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk

Birleşiyoruz sessizce.”

Tekliği, sevdayla diyalektik bir yolculuğa çıkaran bir şairin yolculuk sonunda gerçekleşen birliği saf ışık olarak kabul etmesi…”Yerçekimli Karanfil” şiirini okuyan yaralı, karanlıkta kalan bir ruhun iyileşme arzusu nasıl bir kırılım yaşamaz ki? Bu kırılım, renkleri yaratmanın ve benliğe kavuşmanın sorusuna cevap olabilecek güçtedir. Karanlığında kendine dönebilen için bir şairin düşüncesinden ışık yapılabilir. Bu ışık, bu saf duygu, bu beyaz…Bütün sanat dallarının içinde bekler aydınlatmak için. Bekler onu, kırılım aynası olan şiir; bekler sabırla…

1
1
Bu içeriğin etiketleri
, , , ,
Yazar Hakkında: Pencere Dergi Arşiv

Unutuluşun Çöplüğü

Gözlerinde bir yabancı vardı şimdi. Kırk beş yıl boyunca her gün baktığı,...
Devamını Oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir